850 ha!

2005-08-21 21:59:00

  Biriyle muhabbet edecekseniz lafa giriş önemlidir. Açık olmalısınız. Hele ki  muhatabınız benim gibi her daim "ne olacak bu memleketin hali" diye düşünen biriyse daha da açık. Bir düğünün tam ortasında "Ulan takıyı da taktık bir de millet beni piste sürüklemeden kendi rızamla iki dakika oynarsam,bu iş bitti"diyordum ki Düğünden düğüne gördüğüm ve akrabalık bağımızı bir türlü çözemediğim bir ses: Gençlerin işi çok zor Metinciğim. Pistte kendini oradan oraya atan gençleri kastettiğini sanarak "Evet çok yorucu olmalı maşallah hiç oturmadılar" diyecektim ki  bir gariplik olduğunu sezerek susuverdim. "Neden zor gençlerin işi" diye bir sor bakalım değil mi? Yok! En anlamış surat ifadesiyle anlamasam da garanti bir cümle kurdum. Evet gerçekten çok zor. Bizim zamanımızda böyle değildi. İş sarpa sarıyordu. Senin zamanında olmayan ne be kardeşim? Adam bir de kurduğu her cümle sonunda mola vermiyor mu? Kendimi pistte mi atsam ne yapsam. Zaman değişiyor. Değişiyor Metinciğim değişiyor. Günde 850 az değil! Dile kolay! 850 ha vay be! Sen hiç gördün mü? Eeeee... Şimdi neyi desem hiç olmayacak. Gördüm desem o da olmaz. Görmedim. Görmelisin Metinciğim müthiş bir şey. Televizyonda görmüş olabilirim ama! Televizyondan olmaz,canlı görmelisin. Adamlar aşmış artık. Tamamen otomasyon. tamamen ha! Tamamen Metinciğim tamamen. Aha da yine mola verdi.   Sigara yakacak herhalde. Bu gelen halaya takılsam mı ki? Ulan başka zaman zorla kaldırırlar şansa bak yaa! Ne diyordum? Tamamen diyordun ağabey. Evet evet. Tamamen bir sabır olayı. Sabır önemli tabii. Gençlerimiz sabırsız ;ama bu işler sabır istiyor Metinciğim? Ya sabır ! ... Devamı

Mahallesiz Çocuklar

2005-08-21 21:46:00

  Gurbette geçen üç beş seneyi saymazsak 33 yıldır bu şehirde yaşıyorum.Burda doğdum,burda büyüdüm,burda çalışıyorum.80'li yıllarda geçti,çocukluğum.12 Eylül ihtilaline dair net bir anı anlatamasam da 1983'le başlayan Özallı yıların çocukluğu bizimkisi.Siyah-Beyaz ekranların yavaş yavaş renklendiği tek kanallı yıllar.Günün belli saatlerinde yayın yapan İstiklal Marşı ile açılıp kapanan,reyting kelimesinin hiçbir anlam ifade etmediği yıllar. İkinci kanal yayını 1987'de başladı ki gerçekten görülmeye değerdi,verilen tepkiler.Düğmeye basıyorsun başka kanal çıkıyor,olacak iş değil.Bu arada uzaktan kumanda da olmayınca evdeki küçük kardeşin su getirme görevine resmî bir görev daha eklenmiş oldu;kanal değiştirmek.(Tüm bunlar,cep telefonuna ve yüzlerce kanalın kucağına doğan neslin anlayamayacağı  şeyler olsa gerek) Arabaların mahalle aralarını daha işgal edemediği, çift kale maçların,külah savaşlarının yapıldığı ,gazoz kapağı biriktirilen,sakızdan çıkan araba resimleri ile altüst oynanan,telli arabaların özenle süslendiği,misketli,topaçlı,çizgi romanlı siyah-beyaz yıllar. 80'li yıllar...Bizim çocukluğumuz televizyon veya bilgisayar karşısında geçmedi.İstesek de geçemezdi zaten.Ama hafta sonu hem de 10 liraya gidebileceğimiz okul sinemalarımız vardı.Seyretmediğim Türk filmi kalmış mıdır bilmiyorum. Bunlar bir yana bizim mahallemiz vardı.Mahalleler bizimdi ve büyük sayılabilecek bir şehirde arkadaşlığı yaşayarak öğrenecek kadar şanslı bir nesildik. Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu,imkanların geçmişle kıyaslanmayacak kadar genişlediği 2000'li yılların çocukları ne kadar şanslı veya şansız kestirmek zor. Bıçaklı kavgaların ilköğretime kadar inmesini ,okul kantinlerinde uyuşturucu satılmasını hangi etkenlere bağlayabilirim onu da bilmiyorum. Birçok şey saymak mümkün aslında buyrun siz seçin.Nüfus artışı,dengesiz gelir dağılımı,çarpık kentleşme,şiddeti özendiren diziler... ... Devamı

Bir Paragrafın Hatırlattıkları

2005-08-21 21:33:00

"Severim kıraathaneleri. Bir ihtiyar gözlüğünü takmıştır. Ötekisi elinden bir türlü gazeteyi bırakmayana içerlemektedir. İki yaşlı başlı adam, çocuklar gibi olmuş, domino oynamaktadır. Üç kişi hiç aklınıza bile gelmeyen bir siyasal düşüncededir. Bir küçücük, sizin dikkatinizi bile çekmeyen haberden neler de çıkarılır Yarabbi! Sonra birdenbire hiç ummadığın birinin karaborsayı nasıl ortadan kaldıracağını anlatışına dalarsınız. Düşünceleri önce size gülünç gelir. Sonra: Hani hiç de yanlış değil, dersiniz."(Sait Faik Abasıyanık)   Rahmetli babam lastik fabrikasından malulen emekli olunca bir kahvehane açmış.Açmış diyorum çünkü açıldığını hatırlamayacak kadar küçüktüm.Açılışını bile hatırlayamadığım bu kahvehanenin benim üzerimdeki etkisi büyüktür.Kahvehane dediysem öyle kağıt veya okey oynanan büyük bir yer aklınıza gelmesin.Bizimkisi kahvehane ile çay ocağı arası bir şey.Önünde babamın diktiği bir ağacı olan tek katlı,oda büyüklüğünde bir yer. Babamın şakayla karışık"bu dünyada dikili bir ağacım var artık" dediği ağaç yok bugün.O da küçük kahvehanemiz gibi betonlaştı,gitti.  Hayatımın bu unutulmaz mekanı ile tanışmam ilkokul yıllarıma rastlar hem de askıcı olarak.Babam nasıl denk getirirdi bilmiyorum ama her yaz tatili başlangıcında bir eleman işten çıkar ve geçici olarak çalışmaya başlardım.Bir hafta on gün diyerek başladığım bu çalışma okulların açılmasına kadar devam ederdi.İlk zamanlar bir arkadaşıma rastlamak korkusuyla nasıl utana sıkıla çay taşıdığımı da hiç unutamam. Aşağı yukarı onbeş yıl süre açık kalan bu mekanı aslında ilginç kılan en önemli şey,müşterileriydi.Onlara müşteri yerine kahvehanenin memurları demek lazım ya neyse.Herbiri Orhan Veli'nin şiirindeki Süleyman Efendi kadar hayatta yer etmiş;ama kesinlikle daha fazlasını hak etmiş onlarca isim:HasanYerebasan,302Yımaz,Gardiyan,Pamuk,Dramalı Hasan,Arap Hayri,İngiliz Kemal,Lefter,Kaptan... ... Öyle bir rüzgar ki, Kendi gitti, İsmi bile kal... Devamı